Blog İçinde Ara

28 Ağustos 2020 Cuma

Naziler ve Filistin Sorunu (4. Bölüm)

        El-Jundi daha sonra 1940 yılında Rosenberg'in Myth of the Twentieth Century kitabını Şam'da nasıl aradığını ve Baas'ın iki kurucusundan biri olan Michel Eflak'a ait Fransızca özetini nasıl bulduğunu anlatır.
    Bu dönemde kurulan birkaç siyasal partinin Nazi döneminden etkilendiği ortaya çıktı. Yahudi karşıtı Nuremberg Yasaları'nın yürürlüğe girdiği 1934 yılında, tüm Arap ve İslam dünyasından, özellikle Alman propagandasının en etkin olduğu Fas ve Filistin'den Führer'e kutlama telgrafları yağıyordu. Eylül 1937'de Bludan'da Siyonizm'le mücadele ana temasıyla toplanan önemli bir Pan-Arap kongresine katılan tek Avrupalı, bir Alman'dı.
    Bundan çok daha önce paramiliter gençlik örgütleri, renkli gömlekleri, katı parti disiplinleri ve az çok karizmatik liderleriyle Nazi ve faşist siyasi partiler ortaya çıkmaya başlamıştı. Bazı eski partiler bile bu yeni eğilimlerden etkileniyordu. Bu yeni partiler arasında en dikkat çeken Suriye Nasyonal Sosyalist Partisi (daha sonra Sosyl Nasyonalist Parti adını aldı) olarak da bilinen Suriye Halk Partisi idi. Antun Saada tarafından kurulan bu parti 1930'larda Suriye ve Lübnan'daki Arap gençliğini güçlü bir biçimde cezp etmişti. Parti, Fransız manda yönetimi tarafından kapatıldı; Fransız mandasından sonraki yönetimlerce de kapatıldı fakat ruhu savaş sonrası yılların Arap milliyetçisi partisi Kavmiyyun el-Arab partisinde yaşamaya devam etti. Şekil itibariyle daha açık bir biçimde Nazi olan Genç Mısır Toplumu resmen Ekim 1933'de kuruldu. Halk arasında "Yeşil Gömlekliler" olarak bilinen bu parti bir genelkurmayın komutasında, paramiliter bir manga, bölük, tabur ve tugay hiyerarşiyle örgütlenmişti. Mısır'ın önde gelen siyasi partisi Wafd bu partinin popülaritesine karşılık vermek amacıyla kendi gençlik örgütlenmesi, Mavi Gömlekliler'i oluşturma zorunluluğu hissetmişti.
    Naziler'in, Genç Mısır Partisi'nin kurucusu Ahmet Hüseyin'e olan eğilimleri başlangıçtan beri açıktı. Haziran 1934'te Hüseyin, yeni Almanya'ya duyduğu sempatiyi ifade etmek için Almanya'nın Mısır Büyükelçisi'ni çağırdı. 1936 yılında Nüremberg toplantısında bir delegasyon göndermiş ve 1938 yazında Almanya'yı bizzat ziyaret etmişti. Almanya ziyaretinde çok sıcak karşılanmış ve buradan büyük bir coşkuyla dönmüştü. Bu coşku Eylül 1938'de patlak veren Münih bunalımıyla aniden sona erecek; bu olaydan sonra Genç Mısır liderleri Mihver devletlerini, küçük uluslara yönelik saldırgan tutumlarından dolayı suçlayacaklardır. Fakat ideolojileri, örgütlenme biçimleri ve etkinlikleri büyük ölçüde Nazi nitelikleri taşımaya devam edecektir. Örneğin, faşist selamlaşma; meşâleli yürüyüşler, lidere tapınma (sloganları "Tek Parti, Tek Devlet ve Tek Lider idi) ve siyasi muhaliflerin terörize edilmesi ve sindirilmesi için sereseri çetelerin kullanılması gibi özellikler korunacaktır.
    Genç Mısır'ın, Genç Almanya'dan ödünç aldıkları arasında sadece ırkçılık ve Anti-Semitizm yoktu. Nazi felsefesi için destek, partinin yayın organında şiddetli bir Yahudi karşıtı propaganda, Mısır'daki Yahudi toplumunu hedef alan boykot ve tacizlerin örgütlenmesi de bunlar arasındaydı.
    Çekoslovakya işgalinden sonra kamuoyunda Almanlar'a karşı öfke oluşmasına rağmen, içte, kralın çevresinde toplanan ve başlarını 1939-1940 yılları arasında başbakanlık yapan Ali Mahir Paşa'nın çektiği Mihver yanlısı politikacılar, hem siyasi hem de mali destek verdikleri Genç Mısır'la ilişki kurmaya devam ettiler. Mısır'ın önde gelen Alman yanlısı kişiliklerinden ve Genç Mısır liderlerinin yakın arkadaşı General Aziz Ali el-Masri, Alman istihbaratı için çalışan bir espiyonaj ağı oluşturmuştu. Bu subayların birçoğunun Genç Mısır'la bağlantısı bulunmaktaydı.
    Genç Mısır Partisi'nin 1939'da savaşın çıkmasından önceki Mısır siyasetindeki etkisi görece azdı. General el-Masri çevresinde örgütlenen genç subayların espiyonaj çabaları ise etkisiz ve dolaysıyla da Almanlar için değersizdi. Fakat parti, nihayetinde, 1952 askeri darbesini gerçekleştirerek Nasırcı rejimi iktidara taşıyacak olan subaylar grubu üzerinde önemli bir entelektüel etkiye sahipti. Kral Faruk rejimini devirmeye çalışıp, başarılı olduktan sonra ülkeyi yöneten birçok subay gibi Cemal Abdül Nasır ve Enver Sedat da bu çevreden geldi.
    1940'ın yazında Batı Avrupa anakarasında müttefiklerin uğradıkları ezici yenilgi, İtalya'nın savaşa girişi ve Fransa'yla ayrı bir barış anlaşması imzalanma olasılığının belirmesi çoğu Arap liderini, sonunda nefret edilen İngiliz ve Fransız boyunduruğundan kurtulma zamanının geldiğine inandırdı. Fakat bunun için Alman desteğine gereksinim duyuyorlardı çünkü İngilizler ve hatta Vichy Fransası Orta Doğu'da hâlâ herhangi bir Arap yükselişiyle baş edebilecek yeterli askeri güce sahipti. Alman hükûmetiyle en üst düzeyde temas kurmak amacıyla, Müftü tarafından Araplar arası bir misyon organize edildi ve tarafsız Türkiye üzerinden Berlin'e gönderildi. Bu komite o şekilde davranmalarını mümkün kılacak gerekli bağımsızlık düzeyine sahip (Irak ve Suudi Arabistan gibi) Arap devletlerinin hükûmtleri tarafından atanmış temsilcilerle, hâlâ Müttefik Devletler'in kontrolündeki ülkelerin milliyetçi komitelerinden seçilen temsilcilerden oluşuyordu.
    Bu arada Müftü, İngiliz yönetimindeki Filistin'den Lübnan'a sonra da Ekim 1939'da, faaliyetlerini sürdürmeye devam edeceği Irak'a geçmişti. Mart 1940'da Irak başbakanı olan Raşid Ali el-Geylani'nin Alman yanlısı rejiminin kurulmasında ve bu rejimin bazı faaliyetlerinde rol oynadı. Raşid Ali ve Müftü Mihver'in desteğini elde etmeye çalıştılar ve bunu sağladılar; Nisan 1941'de de İngiliz karşıtı ve Alman yanlısı bir darbe ger.ekleştirdiler. Nüfuzlarını Irak'tan diğer Arap ülkelerine, özellikle de o dönemde Vichy Fransası'nın denetiminde olan Suriye'ye yaymaya çalıştılar. Şam'da, iki öğretmen, Michel Eflak ve Selahaddin Bitar "Irak'a Yardım Topluluğu" kurmuşlardı. Bu topluluk daha sonra Baas Partisi'nin nüvesini oluşturacaktır. Raşid Ali'yi İngili, Ürdün ve başka askerlerden oluşan küçük ama sağlam güç karşısında yenilgiye uğramaktan kurtarmak için gelen Alman yardımı hem çok geç kalmıştı hem de çok küçüktü. Müftü, Raşid Ali ve o rejimin bazı üyeleriyle birlikte İran'a kaçtı.