Blog İçinde Ara

3 Haziran 2024 Pazartesi

Rant Sanatı

   “Rant” terimini, Ricardo gibi klasik iktisatçılara kadar geri giden ve Mars tarafından benimsenmiş olan geleneği takip ederek, teknik anlamıyla ele alarak başlayalım. Başlarda terim, özel olarak toprak sahiplerine yapılan ve mülk sahiplerine akan diğer ödeme türlerinden ayrılmış olan ödemelerin adıydı. Buradaki en önemli içgörü, toprağın kendisinin kimse tarafından üretilmemiş olduğuydu. Üzerinde yetişen ekinler veya inşa edilen fabrikalar insanlar tarafından üretilebilir, fakat toprağın kendisinde doğanın bir hediyesi olarak gelen bir değer vardır. Dolayısıyla kim toprak üzerinde mülkiyet hakkı iddiasında bulunursa, o toprakla bir şey yaptığı için değil, basitçe mülke erişimi kontrol altında tuttuğu için ödeme talep edilir.
   Arazi sahiplerine ödenecek “toprak rantı” fikri hâlâ tarımın egemen olduğu bir toplumsal bağlam içinde gelişmişti. Modern bir ekonomide rant kavramı genişletilmek ve daha soyut hale getirilmek zorundadır. Bir mülkün, sahibi hiçbir şey yapmadan gelir getirmesinin pek çok başka yolu vardır. Bu türden bir mülkün sahibi, geleneksel olarak kapitalist dediğimiz kişi değil, “rantçı”dır. Bu terim devlet tahvillerinin sahiplerini tanımlamak amacıyla yaygın bir şekilde 19. yüzyıl Fransa’sında kullanılmaya başlamıştı. Faiz ödemeleriyle geçinen bu insanlar ne işçiydiler ne de patron. İngiliz gazeteci Henry Sutherland Edwards, 1893 tarihli “Eski ve Yeni Paris” isimli kitabında rantçıyı iş yerinden emekli olmuş kişiyle karşılaştırmış.
   Eski moda rantçı genellikle mütevazı bir gelire sahip birisi olarak resmediliyordu. Bu imge bugün, sabit bir gelirle hayatını idame ettirmeye çalışan emekli tipinde hayatını sürdürmektedir. Genellikle düşük devlet ve banka faiz oranlarını eleştirenlerin gündeme getirdiği bir figürdür bu. Oysa gerçekte rant geliri, her türden rant getirici varlık incelendiğinde görüleceği üzere, az sayıda zengin insanın elinde toplanmış haldedir. Rantlar sadece toprak ve devlet tahvillerini içermez, halka açılmış borsa portföyleri ile gittikçe daha ağırlıklı bir biçimde fikri mülkiyetle ilişkilenir.
   Rantların ve rantçıların varlığı, kapitalizmin savunucuları için her zaman biraz utanç verici bir şey olmuştur. Üretim araçlarını kontrol eden bir patronun gerekliliğini savunmak daha kolaydır, çünkü ideologlar en azından onların bir şeyler yaptığını iddia edebilirler; örneğin üretimi örgütlemek, ürünleri ortaya çıkarmak ya da basitçe ekonomik riskler almak. Rantçılarsa hiçbir şey yaratmamakta, hiçbir şey üretmemekte, hiçbir şey yapmamaktadır. Bu yüzden tarih içinde mülkle bir şeyler yapılarak elde edilen kârın aksine, salt mülk sahipliğiyle elde edilen rant gelirini vergilendirmeye dönük çağrılar olmuştur.
   19. yüzyıl iktisatçısı Henry George’la başlayan ve bu politikayı kuram ve önermelerinin merkezine koyan koca bir entelektüel gelenek vardır. 1879’da yazdığı “İlerleme ve Yoksulluk” isimli kitabında George, ısrarla, gelir eşitsizliği sorununun gerçek çaresinin sadece ama sadece toprağı ortak mülk haline getirmekten geçtiğini, böylelikle en büyük rant kaynağının yok olacağını söylemiştir. George’un o dönemki takipçileri de benze şekilde toprak insan emeğinin ürünü olmadığı, fakat tüm üretim için gerekli olduğundan, özel mülk olan tüm topraklardan edinilen rantların vergilendirme yoluyla mahsup edilmesi ve kamu yararına kullanılması gerektiğini savunuyordu.
   Rantçıların varlığı büyük iktisatçı John Maynard Keynes’i de rahatsız etmişti. Keynes, İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi isimli kitabının meşhur bir bölümünde, faiz oranını ele almış ve günümüzde faizin, aynen toprak rantı gibi gerçek fedakârlığı hiçbir şekilde ödüllendirmediğini ileri sürmüştü. Ona göre faiz, sadece kıt üretici kaynakların sahiplerini ödüllendiriyordu. Rantçının, işlevsiz yatırımcının ötenaziyle ortadan kaldırılmasını umuyor, bunun için çağrıda bulunuyor ve toplum bu kaynakları kıt olmaktan çıkaracak ölçüde zenginleştiğinde bunun gerçekleşeceğine inanıyordu.

30 Nisan 2024 Salı

Sağlıklı Uyku Alışkanlıkları - İnceleme

 Bebeğinizin Uyumasını Nasıl Sağlarsınız?

Bir çocuğun ihtiyaç duyduğu uyku miktarı ve tipi, çevreye pek bağlı olmaksızın normal gelişim sırasında programlanır. Uykunun tetiklenmesi ise öğrenme mekanizmalarına dayanan başka bir hikayedir.


        Bebeklerin uykusu bir beslenme programı uygulanarak düzenli hale getirilebilir. Yalnız bir konuda bir uyarı yapmak gerekiyor: Bebeklerin uyumasını kolaylaştırmak için eskiden beri kullanılan bir taktiğin geri teptiği anlaşıldı. Taktik, örneğin anne bardak şarap içtiğinde olduğu gibi, anne sütüne az miktarda alkol karıştırılmasıydı. Bu taktik bebeğin uykuya dalma süresini yaklaşık on beş dakika kısalttığı doğru. Fakat sonraki üç buçuk saat içinde toplam uyku miktarındaki azalma ise daha fazla. Bu da taktiğin başarısız olduğunu gösteriyor. Daha iyi bir strateji ise bebeği uykusu gelir gelmez hemen uykuya yatırmak. Tıpkı yetişkinler gibi bebekler de uykuları geldiğinde uyumazlarsa uykuları kaçar. Tek farkı bebeklerin uykusunun çok daha çabuk kaçmasıdır.

      Küçük çocuklar uyku zamanları geldiğinde belirli ipuçlarını uykuyla ilişkilendirmeyi çabuk öğrenir. Diğer çağrışımlar gibi çocuklar tek bir örnek veya tek bir istisnai durumda bile bağ kurmayı becerebilir. Tercih edilen uyku alışkanlıkları bir kez oluştuktan sonra değiştirmek zor olur. Bebeğinizin iyi uyumasını sağlamanın en önemli yollarından biri, bebeğe kendi kendini yatıştırmayı öğretmektir. Yani, Çocuğunuza sizin yardımınız olmadan, kendi başına uyumasını öğretmek. Bunu, onları uykulu ama yine de uyanık bir şekilde beşiğe koyarak yapabilirsiniz. Bu şekilde onların son anıları beşikle olur, seninle değil! Bu onlara kendi başlarına uykuya dalabileceklerini öğretir; Yakınlarda olmana ihtiyaçları yok. Eğer çocuklar uykunun başlangıcında yanlarında anne veya babalarının olmasına alışırlarsa bu bir gereklilik haline gelir. Çocuk uyumadan önce odadan çıkmak iyidir. Böylece çocuk uykuya dalmayı anne babanın yanında olmamasıyla ilişkilendirir. Bebeğin beşiğine gittiğinde uyumak için orada olduğunu bilmesi gerekir. Bunun ne büyük bir nimet olduğunu ileride daha iyi anlarsınız. Genel olarak, örneğin diş fırçalama, hikaye okuma ve çocuğa gösterilen ilginin azaltılmasından oluşan bir uyku rutini oluşturmak tanıdık bir uykuya geçiş prosedürü sağlar.

   Kendini yatıştırma becerilerini geliştirmek çok önemlidir çünkü çocuğun gecenin bir yarısı ebeveyne ihtiyaç duymasını önler. Kendi kendini yatıştırmak onlara gecenin bir yarısı uyandıklarında kendi başlarına uyuyabileceklerini bildiklerini öğretir. Uykuya geri dönmelerine yardım etmek için size ihtiyaçları olmadığını biliyorlar.
      
       Bebeğinizin uykuya dalmasında temel öncül, aşırı yorulmak yerine iyi dinlenmiş olmasını sağlamaktır. İyi dinlenmiş olduğumuzda, uyumak daha kolaydır ve uyku uykuyu doğurur. Buna karşılık, gerçekten yorulduğumuzda uykuya dalmak daha zordur. Sık sık uykumuz açılır, hemen hemen her ses uykuya dalmamıza mani olur ve eskisinden daha uyanık oluruz. Bu durum bebekler için de geçerlidir. Aşırı yorulmuş bir çocuk; uyumak için savaşır, uykuya dalsa bile sık sık ağlayarak ve kızgın olarak uyanır, genellikle bebek arabalarında ya da otomobil yolculuklarında uykuya dalar. İyi dinlenmiş bir bebek ise; kolayca uykuya dalar ve uzun süre uyur, bebek arabasında ya da otomobilde kolayca uykuya dalmaz, uykusundan mutlu ve sakin uyanır genellikle gün boyu da mutludur.