Aman Aramızda Kalmasın
Blog İçinde Ara
3 Haziran 2024 Pazartesi
Rant Sanatı
30 Nisan 2024 Salı
Sağlıklı Uyku Alışkanlıkları - İnceleme
Bebeğinizin Uyumasını Nasıl Sağlarsınız?
Bir çocuğun ihtiyaç duyduğu uyku miktarı ve tipi, çevreye pek bağlı olmaksızın normal gelişim sırasında programlanır. Uykunun tetiklenmesi ise öğrenme mekanizmalarına dayanan başka bir hikayedir.
Bebeklerin uykusu bir beslenme programı uygulanarak düzenli hale getirilebilir. Yalnız bir konuda bir uyarı yapmak gerekiyor: Bebeklerin uyumasını kolaylaştırmak için eskiden beri kullanılan bir taktiğin geri teptiği anlaşıldı. Taktik, örneğin anne bardak şarap içtiğinde olduğu gibi, anne sütüne az miktarda alkol karıştırılmasıydı. Bu taktik bebeğin uykuya dalma süresini yaklaşık on beş dakika kısalttığı doğru. Fakat sonraki üç buçuk saat içinde toplam uyku miktarındaki azalma ise daha fazla. Bu da taktiğin başarısız olduğunu gösteriyor. Daha iyi bir strateji ise bebeği uykusu gelir gelmez hemen uykuya yatırmak. Tıpkı yetişkinler gibi bebekler de uykuları geldiğinde uyumazlarsa uykuları kaçar. Tek farkı bebeklerin uykusunun çok daha çabuk kaçmasıdır.
Küçük çocuklar uyku zamanları geldiğinde belirli ipuçlarını uykuyla ilişkilendirmeyi çabuk öğrenir. Diğer çağrışımlar gibi çocuklar tek bir örnek veya tek bir istisnai durumda bile bağ kurmayı becerebilir. Tercih edilen uyku alışkanlıkları bir kez oluştuktan sonra değiştirmek zor olur. Bebeğinizin iyi uyumasını sağlamanın en önemli yollarından biri, bebeğe kendi kendini yatıştırmayı öğretmektir. Yani, Çocuğunuza sizin yardımınız olmadan, kendi başına uyumasını öğretmek. Bunu, onları uykulu ama yine de uyanık bir şekilde beşiğe koyarak yapabilirsiniz. Bu şekilde onların son anıları beşikle olur, seninle değil! Bu onlara kendi başlarına uykuya dalabileceklerini öğretir; Yakınlarda olmana ihtiyaçları yok. Eğer çocuklar uykunun başlangıcında yanlarında anne veya babalarının olmasına alışırlarsa bu bir gereklilik haline gelir. Çocuk uyumadan önce odadan çıkmak iyidir. Böylece çocuk uykuya dalmayı anne babanın yanında olmamasıyla ilişkilendirir. Bebeğin beşiğine gittiğinde uyumak için orada olduğunu bilmesi gerekir. Bunun ne büyük bir nimet olduğunu ileride daha iyi anlarsınız. Genel olarak, örneğin diş fırçalama, hikaye okuma ve çocuğa gösterilen ilginin azaltılmasından oluşan bir uyku rutini oluşturmak tanıdık bir uykuya geçiş prosedürü sağlar.
Kendini yatıştırma becerilerini geliştirmek çok önemlidir çünkü çocuğun gecenin bir yarısı ebeveyne ihtiyaç duymasını önler. Kendi kendini yatıştırmak onlara gecenin bir yarısı uyandıklarında kendi başlarına uyuyabileceklerini bildiklerini öğretir. Uykuya geri dönmelerine yardım etmek için size ihtiyaçları olmadığını biliyorlar.
Bebeğinizin uykuya dalmasında temel öncül, aşırı yorulmak yerine iyi dinlenmiş olmasını sağlamaktır. İyi dinlenmiş olduğumuzda, uyumak daha kolaydır ve uyku uykuyu doğurur. Buna karşılık, gerçekten yorulduğumuzda uykuya dalmak daha zordur. Sık sık uykumuz açılır, hemen hemen her ses uykuya dalmamıza mani olur ve eskisinden daha uyanık oluruz. Bu durum bebekler için de geçerlidir. Aşırı yorulmuş bir çocuk; uyumak için savaşır, uykuya dalsa bile sık sık ağlayarak ve kızgın olarak uyanır, genellikle bebek arabalarında ya da otomobil yolculuklarında uykuya dalar. İyi dinlenmiş bir bebek ise; kolayca uykuya dalar ve uzun süre uyur, bebek arabasında ya da otomobilde kolayca uykuya dalmaz, uykusundan mutlu ve sakin uyanır genellikle gün boyu da mutludur.
9 Mayıs 2021 Pazar
Neden İtalya?
İtalya Adı : İtalya yarımadasının eski adları olarak gösterilen Oenotria (Şarap Memleketi), Peucetia (Çam Memleketi), Ausonia (Auson'lar Memleketi)adları güney taraflara ait olup hepsi de buraların en eski tarihlerini yazmaya çalışan Hellen'lere dayanmaktadır. Eskiler tarafından Herakles'in (Hercules)danası Situlus ile birleştirilmiş olan İtalia adı da keza, en eski zamanlarda yarımadanın güney kısmını gösteren bir isimdi. Yavaş yavaş kuzeye doğru yayıldı ve Romalı'lar tarafından benimsendi. Sonra Padus Ovası (Po Ovası) hariç Orta ve Güney İtalya'ya ve nihayet, cumhuriyet devrinin son asrında ve bilhassa İmparator Augustus zamanında, bütün yarımadaya simge oldu.
9 Eylül 2020 Çarşamba
Zaman Kavramı Üzerine
Tarih boyunca zamanın gerek evrende, gerekse mümkün olabilecek her ortamda her varlık için aynı şekilde işlediği tahmin edilmiştir. Bunu göz önünde bulundurduğumuzda Kuran'ın Secde Suresi 32/5 (Gökten yere kadar işleri düzenler. Sonra miktarı sizin hesabınıza göre bin yıl süren bir gün içinde işler O'na yükselir) ve Mearic Suresi 70/4 (Melekler ve rûh O’na, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkar) ayetlerinin insan zihni için ne kadar köklü bir anlayış değişikliği getirdiği ortadadır. Kuran, değişik durumlarda "gün" kavramının değişeceğini, "bir günün" elli bin yıla eşit olabileceğini söylemiştir. Yüzlerce yıl muhtemelen "acaba böyle bir şey nasıl olabilir?" itirazlarıyla karşılaşmış ola bu ayetlerin, aslında ne kadar önemli gerçeklere işaret ettiği son yüzyılda anlaşılmıştır.
Einstein'ın en meşhur keşfi "İzafiyet Teorisi"dir. Fizikle ciddi bir şekilde ilgilenmeyen bir çok kişi hâlâ bu teorinin ne demek istediğini anlayabilmiş değildir. Oysa Kuran ancak bu teoriyle 20. yüzyılda anlaşılabilen hususlara 1400 yıl önceden işaret etmektedir. Einstein, izafiyet ile ilgili açıklamalarını "Özel İzafiyet Teorisi" ve "Genel İzafiyet Teorisi" olarak iki ayrı çalışmada toplamıştır. İzafiyet Teorisi'ne göre; ışık hızına yakın bir hızla hareket eden bir araca binen kimse için zaman daha yavaş akmaktadır. Dünyadaki bir kişi için 100 gün geçtiğinde, ışık hızına yakın hareket eden kişi için 50 gün geçebilmektedir. Bu bulgu Özel İzafiyet Teorisi'nin en ilginç sonucudur. Evrende hız arttıkça zaman daha yavaş geçmektedir. Demek ki zaman aynı Kuran'ın işaret ettiği gibi izafi bir kavramdır. Değişik ortamlarda, değişik yerlerde, değişik hızlarda saatler farklı işlemektedir.
Zamanın izafiliğinin anlaşılması Kuran'ın açıklamalarının daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunabilir. Örneğin; Kuran'da insanların yeniden diriltildiklerinde dünyada çok kısa bir süre kaldıklarını zannedecekleri söylenmektedir.(Muminun Suresi 112-113: Dedi ki; yeryüzünde kaç yıl kaldınız? Dediler ki; Bir gün veya bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor.) Zamanın izafiliği anlaşıldıktan sonra Kuran'ın bu izahı da, "Ölüler kıyamete kadar ne yapacaklar" sorusuna cevabı da anlaşılabilmektedir. Dünyadaki zamanı her şartta tek geçerli mutlak zaman olarak gören zihniyetin bu soruları, zamanın izafiliğinin anlaşılmasıyla cevabını bulmaktadır. Ölen bir insan dünyadaki zaman boyutuna bağımlı olmadığı için kendisinden sonra geçen binlerce yıl onun için bir gün hükmünde bile var olmamaktadır.
Evrenin yaratılmasından insanın yaratılmasına kadar neden on dört milyar yıl kadar zaman geçtiği de zamanın izafiliğinin anlaşılmasıyla anlaşılır. Bambaşka bir pozisyonda on dört milyar yıl, bir dakika olarak, belki daha da kısa olarak algılanabilir. Bu sürenin uzunluğu bizim dünyadaki mevcut algımız ve pozisyonumuza göredir. Evrenin ilk yaratılışından şu ana kadar on dört milyar yıl kadar zamanın geçmiş olduğu bilimsel verilerle desteklenmektedir. Aranızda hiç on dört milyar yıl bekleyip de sıkılmış olan var mı? İşte nasıl on dört milyar yıl önceden geçmiş olmasına rağmen, şu anda bu süreyi beklemekten kendini sıkılmış gibi hisseden yoksa, aynı şekilde öldükten sonra yeniden yaratılışa kadar bekleyip de sıkılan olmaz. Zamanın izafiliğinin anlaşılması, anlaşılması zor kabul edilen bir çok sorunun çözümünü mümkün kılmaktadır. İzafiyet Teorisi zamanın izafiliği gibi uzunlukların da izafi olduğunu ortaya koymaktadırlar. Buna göre; evrenin büyüklüğü bize göredir. Ayrı bir hızda, ayrı bir algı şeklinde evrenin büyüklüğü daha değişik şekilde algılanabilir. Buna öre uzayın büyüklüğüne ve de dünyanın küçüklüğüne bakıp da, bu izafiyete tabi ölçülerden dünyanın önemsizliğine dair bir argüman üretmek mümkün değildir.
28 Ağustos 2020 Cuma
Naziler ve Filistin Sorunu (4. Bölüm)
23 Haziran 2019 Pazar
Zeigarnik Etkisi
18 Haziran 2019 Salı
Ringelmann Etkisi
14 Haziran 2019 Cuma
Naziler ve Filistin Sorunu (3. Bölüm)
12 Haziran 2019 Çarşamba
Radar ve Balistik Roket
31 Mayıs 2019 Cuma
Naziler ve Filistin Sorunu (2. Bölüm)
Elbette bu fikirleri benimseyenler için bir Yahudi devleti fikrinin gerçekleşme olasılığı bulunmamakta, dolayısıyla da Almanya için herhangi bir sorun teşkil etmemekteydi. Fakat bu arada özellikle Alman Dışişleri Başkanlığı'nda başka bir düşünce ekolü gelişmekteydi. Bu düşünce, Haziran 1937'de verilen iki önemli muhtırada ifade bulmaktadır. Biri, Alman Dışişleri Bakanı von Neurath tarafından kaleme alındı ve 1 Haziran'da Almanya'nın Londra Büyükelçiliği'ne, Kudüs Başkonsolosluğu'na ve Bağdat Orta Elçiliği'ne gönderildi. 22 Haziran tarihli diğer muhtıra, Alman Dışişleri Bakanlığı'nın Nazi dairesi Referat Deutschland tarafından hazırlanarak, Almanya'nın dış ülkelerdeki bütün diplomatik ve konsolosluk misyonlarına gönderildi. Filistin'deki Yahudi yerleşimleri, 1930'ların ortasında Nazi baskısı nedeniyle hem sayı hem de kaynak olarak hiç de küçümsenemeyecek ölçüde artmıştı. Daha da önemlisi Lord Peel başkanlığındaki İngiliz Kraliyet Komisyonu, Filistin sorununu uzun uzadıya inceledikten sonra raporunu tamamlamıştı. Peel Komisyonu'nun raporu Temmuz ayına kadar yayımlanmasa da genel eğilimi biliniyordu. Rapor hem Siyonizme hem de Arap milliyetçiliğine karşı sergilediği sıcak yaklaşımla dikkat çekiyordu. Raporda yer alan en önemli tavsiye, Filistin Mandası'nın bölünerek biri Yahudi diğeri de Arap olmak üzere iki ayrı devletin kurulması suretiyle her iki tarafın da kısmen tatmin edilmesiydi. Filistin sorununun ele alınma biçimini uzun süre meşgul eden paylaşım fikri ilk kez bu raporda resmi bir ifade kazanmış oluyordu. Bu tavsiyelerle bir Yahudi devleti fikri, artık Siyonist hayâl ürünü olmaktan çıkıyor; bir İngiliz, yani Aryan, hükumet raporunda yer alan pratik bir öneri hâlini alıyordu.
Alman siyaset yapıcılar bu değişimi hemen dikakte aldılar. Von Neurath'ın talimatları şöyleydi: Şimdiye kadar Almanya'nın Yahudi politikasının birincil hedefi Yahudilerin Almanya'dan mümkün olduğunca fazla sayıda göç etmelerini sağlamaktı. bu hedefe ulaşmak için döviz politikasında bile fedâkarlıklar yapılıyordu (Almanya'yı terk ederek Filistin'e giden Yahudilerin döviz transferlerine izin veriliyordu). Söz konusu belge, bu yeni durumda, Filistin işlerini artık iç siyasi mülahazaların belirlemeyeceğini ortaya koymaktadır: "Bir Yahudi devletinin ya da İngiliz mandası altında Yahudiler tarafından yönetilen bir siyasi yapının oluşturulması, bir Filistin devleti, bütün dünya Yahudiliğini kendi bünyesinde toplayamayacağı, aksine uluslararası Yahudilik için, bir ölçüde Vatikan devletinin siyasi katoliklik veya Moskova'nın Komintern için sağladığına benzer bir uluslararası hukuk süjesi olma durumu sağlayacağı için Almanya'nın çıkarına değildir." Bir Yahudi devletine yönelik muhalefet elbette Arap muhaliflerin desteğini gerektiriyordu: "Dolayısıyla, dünya Yahudiliğinin gücünün artması olasılığına karşıt ağırlık oluşturmak üzere Arap dünyasının desteklenmesi Almanya'nın çıkarınadır." Yahudi devletine yönelik Alman muhalefeti benzer terimlerle ideolojik bir argüman eklenerek 22 Hziran tarihli bir genelgede de ifade edilmeketedir: "Gerçekten, Yahudilerin dağınık hâllerinin sürmesi Almanların çıkarınadır. Alman topraklarında yerleşik tek bir Yahudi kalmasa dahi, Yahudi sorunu Almanya için çözülmüş sayılamaz. Aksine, son yıllardaki gelişmeler göstermektedir ki uluslararası Yahudilik daima Nazi Almanyasının ideolojik ve dolayısıyla da siyasi düşmanı olacaktır. Dolayısıyla Yahudi sorunu Alman dış politikasının en önemli sorunlarından biridir.
(2. Bölüm Sonu)


