Britanyalıların radarı ve Almanların balistik roketinin hikâyesi, II. Dünya Savaşı ile teknolojik gelişme arasındaki ilişkiyi gösteren benzer hikâyelerdir. Hitler'in iktidara yükselişinin bir sonucu olarak, savaş hazırlıkları 1930'larda hız kazandı. 1934'te Britanya Havacılık Bakanlığı'nda Bilimsel Araştırmalar Müdürü Henry Wimperis, hava savunması imkânları konusunda araştırmalar yürütmek üzere bir bilim komitesinin oluşturulmasını teklif etti. O yılın sonunda, Imperial College rektörü Henry Tizard başkanlığında bir araştırma ekibi kuruldu. Wimperis, James Watt'ın torunlarından ve Ulusal Fizik Laboratuvarı'nın Radyo Araştırma İstasyonu şefi olan Robert Watson-Watt'ı ekibe davet etti. Wimperis, Watson-Watt'a düşman uçağını hedefleyen tahrip edici bir radyasyon düzeneği olan "ölüm ışını" fikrinin uygulanabilir olup olmadığını sordu. I. Dünya Savaşı sırasında atmosferik yansımaları ölçen ve şimşekli fırtınaların yerini belirlemek için radyonun kullanılması konusunda çalışmalar yapan Watson-Watt, ülkenin önde gelen radyo bilimcilerindendi. Ekibi, radyo tahrip fikrini reddetti, ancak beş sayfalık bir memorandumla, uçakların ultra kısa dalga iletimi kullanılarak, radyo dalgalarıyla keşfi konusunda araştırma yapılmasını destekledi.
1935'te Watson-Watt'a, detaylar üzerinde çalışması ve keşif cihazının bir prototipini oluşturması için acil fon aktarıldı. Şubat'ta Daventry'deki ilk başarılı deney, elektromanyetik enerjinin uçaktan geriye yansıtılabileceğini ve keşif için işe yarayabileceğini kanıtladı. 1935 baharından 1938 yılına kadar, hatta sonrasında da, bilimsel ve teknolojik yüzlerce problemin çözümü bulundu. Bir dizi buluş sonucunda, daha önceki test cihazlarından yüz kat daha güçlü mikro dalga radyasyon üreten ve radyo ile yön bulma ya da 1943'ten sonraki adıyla radarın ana unsuru haline gelen, oyuklu magnetron geliştirildi. Savaştan önce, Britanya kıyıları boyunca bir radar istasyonları zinciri oluşturulmuştu. Radar, yaklaşan uçakları haber verip onların yerini tespit ederek, ülkenin en yıkıcı Alman hava saldırılarına karşı savunulmasına yardım etti. Britanya, 1940'ta Britanya Muharebesi'nin galibi oldu. Radar, savaştan sonra süratle gelişen hava taşımacılığının ayrılmaz bir parçası haline gelecekti.
Balistik roketin hikâyesi, 1931'de Zürih'te mühendislik eğitimini tamamlayan bir öğrencinin de aralarında bulunduğu bir iki Alman roket meraklısıyla başladı.Prusyalı bir aristokratın oğlu olan Wernher von Braun, 1930 yılı sonbaharında Raketenflugplatz Berlin'de bir roket geliştirmek üzere çalışmalara başladı. Kısa bir süre birlikte yaptıkları çalışmalardan sonra, von Braun'un ekibi, uzun menzilli top üretme olanağına dair bir memorandumu Reichswehr'e yolladı. Machtergreifung'dan sonra Hitler ve Göring savaş için hazırlıklara başladılar ve güçlü bir hava kuvvetleri oluşturmaya giriştiler. Bu çalışmalarla bağlantılı olarak, 1935'te Kummersdorf'ta Albay Dornberger liderliğinde, alkol ve sıvı oksijenle bir ton patlayıcıya ve 160 millik menzile sahip bir bombarıman roketi hayal ediyordu. Von Braun bu proje üzerinde çalışmaya başladı. Ordu ve hava kuvvetleri, Usedom Adası'ndaki Peenemünde köyünde, yaklaşık doksan personelle bir roket araştırma üssü kurulması için finansman sağladı. 1937'de von Braun önderliğindeki Dornberger ekibi, ilk denemelik A-3 roketini üretti. Bu ve ardından gelen bir iki deney daha başarısız oldu. Çalışmalar yavaş ilerliyordu. Hitler'in, roket silahlarının üretiminin başarılacağına inancı yoktu. Daha umutlu olduğu bir başka proje vardı: Luftwaffe'nin pilotsuz uçan bombası, Vergeltungswaffen-1(V-1), yani İntikam Silahı-1. Bu silah, Haziran 1944'te Londra'ya fırlatıldı.
Haziran 1942'de von Braun'un 14 tonluk, 41 metre uzunluktaki yeni roketi A-4, Albert Speer huzurunda fırlatıldı, ancak yine başarısız oldu. Ama aynı modelin geliştirilmiş bir versiyonu Ekim'deki denemede başarı sağladı. Von Braun, Birinci Sınıf Liyakat Madalyası ile ödüllendirildi. Kariyer basamaklarını süratle tırmanmıştı. 1933'te SS örgütüne, 1936'da Luftwaffe'ye katılmış ve 1939'da Nazi Partisi'nin üyesi, 1940'da SS 2.teğmeni, 1941'de teğmen, 1942'de yüzbaşı, 1943'de binbaşı olmuştu.
Haziran 1943'te Hitler, artık bir general olan Dornberger ile von Braun'u karargâhında kabul etti. Blitzkreig düşü uçup gitmiş, ordusu geri çekilmeye başlamıştı. Başarılı roket deneyleri ve von Braun'un açıklamalarını gösteren film, onu etkilemişti. Hayalini kurduğu mucize silahın artık hazır olduğunu düşünüyordu. Bir an önce roket savaşı başlatmak istiyor, dünyanın ilk balistik roketi A-4'ün, ya da kısa süre sonra alacağı isimle V-2'nin seri üretimine (yılda 2.000 adet) geçilmesini talep ediyordu. Hitler otuz bir yaşındaki von Braun'a profesör unvanı verdi ve roketlerin başarısına inanmadığı için kendi sözlerine bakılırsa ömründe ikinci kez özür diledi.
Öte yandan, Peenemünde'ye yapılan iki tahripkâr müttefik bombardımanı ve Harz Dağları'ndaki Mittelwerk'te denizaltı roketi fabrikası inşaatı yüzünden seri üretim ertelendi. İş gücünün çok büyük bir bölümü, insanlık dışı koşullardaki toplama kamplarından elde edilen köle emeğiyle sağlanıyordu. Von Braun'un V-2'si Eylül 1944'te Londrada'ki Waterloo İstasyonu yakınında patladı. Onu 263 roket takip etti.
Mayıs 1945'te roket ekibi Amerikan ordusu tarafından kuşatıldı. Ekibin üyeleri, filizlenen soğuk savaş zihniyetinden yararlanarak, on yıl sonra, Nazi Partisi ve SS üyesi, aynı zamanda da savaş suçlusu olmalarına bakılmaksızın Amerikan vatandaşlığına geçtiler. 1950'de Wernher von Braun, Alabama'daki Güdümlü Füze Askeri Merkezi'nin Araştırma Müdürü ve ardından NASA'nın Marshall Uzay Uçuşu Merkezi Müdürü oldu; Jupiter C ve Saturn V füzelerini inşa etti. İkincisi, Amerikan astronotlarını aya taşıyacaktı.
Aman aramızda kalmasın😉
IVAN T. BEREND - AN ECONOMIC HISTORY OF TWENTIETH-CENTURY EUROPE kitabından alıntıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder