Max Ringelmann, yaptığı deneyler sonucunda bireylerin
yaptıkları işte kişi sayısı arttıkça performansın giderek düştüğünü
gözlemlemiştir. Piezon ve Ferree, grup büyüklüğü ile harcanan çaba arasındaki
Ringelmann’ın belirlediği bu ters yönlü ilişki, “Ringelmann Etkisi” olarak
isimlendirilmiştir. Psikolojide bu duruma sosyal kaytarma da denilmektedir.
Klasik bir örnek vermemiz gerekir ise, bir kişiden ipi bütün gücü ile çekmeyi
istedikten sonra giderek kişi sayısını arttırıp ipi bütün güçleri ile
çekmelerini istediğimizde kişilerin performanslarında düşüş gözlemlenir. Grup
kalabalıklaştıkça birey, kendisinin görünmediğini düşünüp bir çaba
harcamamaktadır. Ringelmann etkisini bu şekilde açıklayabiliriz.
Farklı bir örnek vererek pekiştirecek olursak, dört kişilik
bir arkadaş grubusunuz bir arkadaşınız yeni bir kafe açıyor. Kafeye taşınacak
masalar, sandalyeler ve birtakım eşyalar var. Yardıma gelmiş her arkadaş aynı
şekilde yardım eder mi? Herkes aynı yükte ve sayıda eşya taşır mı sizce? Büyük
ihtimalle bunun cevabı hayır. Bazı arkadaşlar ağır ve daha büyük olan eşyaların
nasıl olsa başka birileri tarafından taşınacağını düşünüp daha hafif olan
eşyayı taşımayı seçecektir ya da bazı arkadaşlar molaları uzun tutmayı tercih
ederken bazıları hiç mola vermeyecektir. Kafeye taşınma işi mutlaka bitecek ve
kimin ne yaptığı, ne kadar yardım ettiği pek de belli olmayacaktır. Bu
verdiğimiz örnek içerisinde kişilerin yaptığı sosyal kaytarma durumu önemli
sonuçlara yol açmayabilir.
Daha farklı bir iş esnasında başka gerilimlere ya da
anlaşmazlıklara neden olabilir. Bu duruma George’un 1992 yılında satış
sorumluları ile yaptığı çalışmayı örnek verebiliriz. Satış sorumluları ile
yaptığı bu çalışmada görevin görünürlüğü ve bireyin içsel olarak dahil
olmasının sosyal kaytarma olgusu ile arasında negatif bir ilişki olduğu tespit
edilmiştir. Bu çalışmada görev görünürlüğü kavramı, enerji harcanılan işte
satış sorumlusunun bireysel performansının ya da uğraşının üstü tarafından fark
edilme seviyesi olarak belirtilmektedir. İçsel olarak dahil olmasını ise satış
sorumlusunun enerji harcadığı işte gerçekten önemli bir yardımının olduğuna
inanarak işini yapması olarak belirtilmiştir. Bu durum, birtakım bireylerin
‘’başkaları nasıl olsa yapıyor, benim yapmama ne gerek var?’’ gibi düşünceleri
benimsemesine neden olabilir. Bu duruma sosyal kaytarma denilmektedir.
Genellikle insanlar, çok fazla insandan oluşan büyük
grupların daha fazla iş başardığını düşünürler. Daha fazla insan demek daha
fazla yapılan iş demektir ve bu akla yatkın gözükür. Çoğu olay için bu geçerli
olsa da Ringelmann etkisi bunun tersine, daha fazla insan olduğunda bireylerin
işten kaytardığını ortaya koymaktadır. Buna neden olabilecek bir sebep ise daha
fazla insandan oluşan gruplarda bireyin performansının ölçülmesinin daha zor
olmasıdır. Örneğin, beyin fırtınası yapılan bir toplantıda, toplantıyı
sonlandırırken bir kişinin hiç konuşmadan, bir fikir beyan etmeden öylece
oturduğunu fark edebilirsiniz. Toplantıda konuşan yeterli sayıda insan olması,
o kişinin üzerinde toplantıya katılma baskısının kalkmasına neden olur; çünkü
hiç kimse onun katılıp katılmadığını fark etmez.
Bazı insanlar bu duruma bilmeden düşer ve kendilerini
faydasız biri olarak görür. Bu gibi durumlarda bireyler kendilerine ‘Nasıl
faydalı biri olabilirim?’ gibi bir soru yönelttiğinde, çevrelerindeki
problemlerin daha farkında olur ve beynindeki ‘Başkaları nasıl olsa bu problemi
çözer’ yargısı, ‘Bu problemi nasıl çözebilirim?’ ifadesine döner. Sonuç olarak,
faydalı biri olmayı seçmek de Ringelmann etkisini yok eder.
Sosyal kaytarmaya örnek birçok araştırma vardır. Örnek
olarak verecek olursak: Latane, Williams ve Harkins’in 1979 yılında yaptıkları
deneyde, erkek öğrencilerden alkış tutarak ulaşabilecekleri en yüksek sesi
çıkarmalarını istemiştir. Erkek öğrenciler, tek başlarına, iki, dört ve altı
kişilik gruplar içerisinde iken alkış tutarak ses çıkarırlar. Deneyin sonucunda
görülen şudur: deneklerin tek başlarına iken
alkış tutarak çıkardıkları ses, çeşitli gruplar halinde çıkardıkları sesten çok daha
fazladır. Grup içerisinde sayı arttıkça, bireylerin her birinin çıkardığı seste
azalma görülmüştür. Başka bir anlamda, deneklerin alkış tutarak çıkardıkları ses
için harcadıkları gayret azalmıştır. Latane, Williams ve Harkins’in yaptıkları
bir başka deneyde ise, denekleri ayrı ayrı odalara yerleştirip kulaklık takarak
dışarıdan gelen sesler engellenmiştir. Deneklerin bir kısmına tek başlarına
bağırdıklarını diğer bir kısmına ise grup halinde bağırdıkları ifade
edilmiştir. Her bir denekten bireysel ve grup halinde çıkardıkları seslerin
ölçümleri alınmıştır. Deneyin sonucunda grup büyüklüğü arttıkça bireysel
performansın düştüğü sonucuna ulaşılmıştır.
Latane ve arkadaşları, gerçekleştirdikleri deneylerde
gözlemledikleri sosyal kaytarmanın sebepleri olarak üç olasılık öne
sürmüşlerdir:
1-) Atfetme ve eşitleme: Katılımcılar diğerlerinin
bağırmalarını kendilerininkinden daha az duymuş olabileceklerini ve diğer
katılımcıların kaytarıyor olabileceğini düşündükleri için, kendi seslerini de
azaltmış olabilirler. Taktıkları kulaklıklar bu şekilde bir kaytarmayı
kolaylaştırmasa da, bazı kişilerin gruplarda kaytarma yapıldığına ilişkin bir
önyargı ile gelmiş olmaları da başka bir düşüncedir.
2-) En üst kapasitenin altında amaç belirleme:
Katılımcıların tanımlanmış belirli bir ses yüksekliği çerçevesi olduğunu
düşünerek, kişi sayısı arttıkça bu belirlenmiş çerçeveyi karşılayabilmek adına
daha az bağırmaları gerektiğini düşünmüş olmaları da ihtimaller arasındadır. Bu durumda görevin en üst değil, en az
seviyede gayret gerektirdiği düşünülmüş olabilir. Ancak katılımcılara birçok
kez yüksek bir şekilde bağırmaları söylendiği için; bu ihtimalin kabul görmesi
beklenmemektedir.
3-) Değerlendirme Yanılgısı: İhtimallerden sonuncusu da,
bireylerin kalabalıkta saklanarak kaytarmanın negatif sonuçlarından
korunabileceklerini veya kalabalıkta kaybolacaklarından çekinerek sıkı
çalışmanın pozitif sonuçlarının eşit payını alamayacaklarını
düşünmeleridir. Bireyler yalnızca,
kendi başlarına çalışırken sağlıklı bir şekilde değerlendirilip
ödüllendirilebilirler.
Sosyal kaytarma konusunda yapılan diğer araştırmalar, sosyal
kaytarmanın bireyselci toplumlarda oldukça yaygın bir durum olduğunu
göstermekte iken, toplumcu bir yapıda olan diğer kültürlerde ise bu durumun tam
tersini göstermektedir. Bu olgu ile ilgili sonuçlara farklı bir bulgu 1984
yılında Shirakashi’den gelmiştir.
Latane’ın yaptığı deneyi Japon öğrenciler ile tekrar eden Shirakashi
aynı sonuçlara ulaşmamıştır. 1985 yılında Gabrenya ve arkadaşları, Tayvanlı ve
Amerikalı öğrencilerinin tek başlarına ve grup halinde çalışırken
performanslarını ölçtüklerinde, grup halinde çalışırken Amerikalı öğrencilerin
sosyal kaytarmada bulundukları görülürken, Tayvanlı öğrencilerin ise grup
halinde iken daha yüksek bir performans sergiledikleri gözlemlenmiştir. 1981
yılında Williams’ın yaptığı başka bir çalışmada ise, grup dayanışması ve sosyal
kaytarma olgularını incelerken sosyal kaytarmanın dayanışma olmayan gruplarda
daha çok olduğunu gözlemlemişti. Kısaca, birey önem verdiği ya da benimsediği
gruba daha farklı davranmakta ve bu fark toplumcu kültürlerde daha çok göze
batmaktadır. Bireyin tek başına ya da grup halinde olması da sonuçların değişmesinde
etkili başka bir etkendir. Sonuç olarak Ringelmann etkisi yani sosyal kaytarma
ile ilgili birçok deney yapılmıştır. Farklı etkenler göz önüne alındığında
deneylerin sonuçları farklı olarak gözlemlenmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder