Blog İçinde Ara

27 Mayıs 2019 Pazartesi

Aspirin

   Basit bir ilaç olan Aspirin 20. yüzyılın en parlak mucize ilacı oldu. Hippokrates, öğütülmüş söğüt ağacı kabuğunun iyi bir ağrı kesici ve ateş giderici olduğundan daha önce söz etmişti. 19. yüzyıl boyunca Alman, İtalyan ve Fransız çeşitli uzmanlar, söğüt kabuğundaki salisin adı verilen aktif maddeyi ayırıp, onu geliştirerek salisit aside dönüştürdüler. Bu madde keşfedildikten sonra, pek çok değişimden geçerek geliştirilmesine rağmen, bir ara unutuldu ve saygın bir ilaç haline gelmek için yüzyılın sonunu beklemesi gerekti.

   
Aspirinin hikâyesi, 1863'te kurulan ve sentetik boya üretiminin öncülerinden biri olan küçük Alman boya fabrikası Friedrich Bayer Şirketi'nin hikâyesiyle ilişkiliydi.1884 yılında neredeyse iflasın eşiğinde olan bu şirket, genç bir kimyager olan Carl Duisberg'i işe aldı; Duisberg sentetik boyayı icat edip, kısa süre sonra araştırma ve patent bölümünün müdürlüğüne atandı. Kendisi, ayrıca çeşitli ecza ürünlerini piyasaya sunarak şirketin yapısını değiştirdi. 1890 yılında, Eberfeld fabrikasında, yeni inşa edilmiş üç katlı araştırma laboratuvarında doksan kimyager çalışıyordu. Bir girişimcilik dâhisi olan Duisberg, şirketi devraldı ve ilaç araştırmaları alanında yoğunlaşan ikinci bir araştırma laboratuvarını,Eberfeld'i inşa ederek, Leverkusen'de dev bir fabrikayı da ona ekledi. Bu yeni laboratuvar, mide iç zarının mideyi kendi asidinden korumak üzere ürettiği prostaglandinleri yıkıma uğratan salisilik asidin bu tehlikeli yan etkisini ortadan kaldırmak ve onun rafine bir çeşidini üretmek üzere araştırmalara başladı. Genç bir kimyager olan Felix Hoffman, 1899'da Aspirin adı verilen kusursuz versiyonu, yani asetilsalisilik asidi üretmeyi başardı.
   Duisberg, ilaçlara çetrefil kimyasal isimlerinin yerine marka adı veren ilk sanayici oldu. Bunun yanı sıra, Duisberg , hastaneler ve doktorlara bedava numuneler göndererek, yeni bir pazarlama yöntemi de başlattı. Üç yıl içinde, aspirin konulu 160'tan fazla inceleme ve araştırma yayımlandı. İlaç önce toz halinde satıldı ve popüler bir ağrı kesici-ateş düşürücü haline geldi. 1904'te Bayer Cross ticari markası ortaya çıktı ve 1915'te tabletlerin üretimine geçildi.

   Benzerlerinin tersine , aspirinin eşsiz vasıflarına ilişkin araştırmalar hiç durmadı. 1950'de, az bilinen bir Amerikan tıp dergisinde yayınlanan bir araştırma, aspirinin kanda pıhtı oluşumunu azaltmak suretiyle kalp krizini önlediğini bildirdi. Nobel ödüllü John Vane'nin araştırması 1988'de bu gerçeği ikna edici bir biçimde kanıtlayarak ilaç araştırmalarında  en fazla referans yapılan çalışma haline geldi. Aspirinin arterite (eklem iltihabı) karşı da harika bir ilaç olduğu anlaşıldı. Vücudun bağışıklık sistemi bazı koşullarda vücuttaki dokulara zarar verecek şekilde çalışmaya başlar. Bağışıklık sistemi hastalığı olan romatizmal arterit, eklemleri tahrip edebilir. Aspirin dokulara yönelik bu saldırıyı engelleyebilmektedir. Bu yüzden ilacın en yaygın hastalıklardan ikisine, kalp krizi ve arterite karşı kullanımında başarı sağlandı. Aynı zamanda, aspirin en etkin ağrı kesici ve ateş düşürücülerden biri olmayı sürdürdü. Günde 1-2 tablet aspirin kullanan insanların sayısının artması, ilacın olağanüstü vasıflarının bir kanıtıdır. Birbiriyle rekabet eden çeşit çeşit aspirin markasına ve başarılı taklitlerin dev pazarları istila etmelerine rağmen, Bayer Cross Aspirin hâlâ lider markalardan biridir.
   Aman aramızda kalmasın. 😉
IVAN T. BEREND - AN ECONOMIC HISTORY OF TWENTIETH-CENTURY EUROPE kitabından alıntıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder