1933 ve 1945 yılları arasında, Nazi Almanyası ile Arap liderliği arasında gelişen yakın ve bazen de etkili ilişkiler Almanların, Arap desteğini kazanma isteğinden çok Arapların Almanlara yaklaşma çabalarından kaynaklanıyordu.
Uzun bir süre Nazi hükumeti , Arap dünyasına ve bu dünyanın işlerine şaşırtıcı bir ilgisizlik sergiledi. Çeşitli nedenleri vardı bunun. Birincisi ideolojikti. Alman sınıflandırmasında Araplar Sami kökenliydi ve bundan ötürü Nazi ideolojisinin Yahudilere atfettiği aşağı özellikleri paylaşıyorlardı. Bu tür görüşler zaman zaman Nazi yazılarında ifade edilmişti. Adolf Hitler'in, savaşın başlamasından hemen önce Ağustos 1939'da komutanlarına yaptığı bir konuşmada Orta Doğu halklarından "kırbaçlanmak isteyen boyalı yarı maymunlar" olarak bahsettiği rivayet edilir.
İdeolojik yaklaşımdan daha da önemlisi Alman uzmanların Arap potansiyelini düşük değerlendirmeleriydi. Fakat, Araplara yönelik şaşırtıcı bir biçimde olumsuz Alman politikası, ideolojik ya da pratik değerlendirmelerle değil Nazilerin öncelikler sistemi tarafından belirlenmişti. Hiç şüphesiz Nazilerin nihai amacı dünya egemenliğiydi. Fakat yakın hedefleri Avrupa'ydı ve diğer amaçlar, Avrupa kıtasına hâkim olma ihtiraslarının gerisine itilmişti. Orta Doğu görece önemsiz görülüyordu ne başka çıkarları kurban etmeye değerdi ne de başka olası ittifakları tehlikeye atmaya. İngiltere'yle anlaşma umudu taşıdıkları sürece Almanlar açıkça İngiliz karşıtı bir eylemde bulunmaktan kaçındılar. Başlangıçta Naziler Bismarck'ın ünlü, "Tüm Doğu Sorunu, tek bir Pomeranya askerinin kemiklerine değmez," sözüyle ifade edilen geleneksel görüşten pek sapmadılar.
1938-1939 yıllarında patlak veren uluslararası krizlerle birlikte İngiltere'yle uzlaşmak artık mümkün görünmüyordu fakat Almanya'nın, uğruna, en azından Orta Doğu'nun bazı kesimlerinden feragat edeceği başka devletler de yok değildi. Haziran 1940'da Fransa'nın teslim olmasından sonra, Fransız Vichy Hükumeti'nin Suriye ve Kuzey Afrika'daki yönetimini tanımaya hazırdı. Kasım 1940'daki Hitler-Molotov buluşmasında Almanların "Basra Körfezi'ne çıkan Batum ve Bakü'nün güneyindeki alanı Sovyetler Birliği'nin isteklerinin merkezi olarak" tanımasına ilişkin Sovyet talebi kabul edildi.Bunlardan daha da önemlisi Almanya'nın Mihver'deki ortağı faşist İtalya'nın talepleriydi. Alman dış politikası Orta Doğu'daki İtalyan çıkarlarını ve iddialarını tutarlı bir biçimde tanıdı ve Almanya'yı İtalyan müttefikiyle çatışmaya sürükleyecek her türlü eylem ve taahhütten özenle kaçındı. Alman Orta Doğu uzmanları hiç şüphe yok ki İngilizlerin, Araplara verdikleri bazı taahhütlerin sonucunda iki savaş arası dönemde karşılaştıkları sorunların ve Fransız müttefiklerinin çıkar ve hassasiyetlerine gösterdikleri yetersiz dikkatin farkındaydılar. Almanlar bu hatayı tekrarlamamaya kararlıydı.
Nazilerin Orta Doğu'ya yönelik tutumlarını biçimlendiren çeşitli etmenler bulunmaktaydı ve bunlar Nazi yapılanmasındaki farklı grup ve kesimler tarafından temsil edilmekteydi. Diğer sorunlarda olduğu gibi bunda da, Nazi devletinde farklı çıkar ve düşünceler arasında anlaşmazlıklar hatta tartışmalar çıkması mümkündü, tabi ki her isteği kanun sayılan ve kesinlikle sorgulanamayan Hitler kararını verene dek.
(1. Bölüm Sonu)
Nazilerin Orta Doğu'ya yönelik tutumlarını biçimlendiren çeşitli etmenler bulunmaktaydı ve bunlar Nazi yapılanmasındaki farklı grup ve kesimler tarafından temsil edilmekteydi. Diğer sorunlarda olduğu gibi bunda da, Nazi devletinde farklı çıkar ve düşünceler arasında anlaşmazlıklar hatta tartışmalar çıkması mümkündü, tabi ki her isteği kanun sayılan ve kesinlikle sorgulanamayan Hitler kararını verene dek.
(1. Bölüm Sonu)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder